Göksel Arsoy

Göksel Arsoy

15 Mart 1936 tarihinde, Kayseri’de doğdu. Annesi, Girit Hanya eşrafından Girit Mutasarrıfı Mollazade Ali Talat Bey’in torunu ve Hırkazade Ahmet’in kızıdır. Babası pilot Remzi Arsoy’dur. Amcası ise Klasik Türk müziğinin önemli bestekârı, söz yazarı ve yorumcusu olan Yesari Asım Arsoy’dur.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğrenim gördüğü sırada yakınlardaki Yeşilköy Havalimanı’nda çalışmaya başladı. Yapımcı Fuat Rutkay’ın yönlendirmesiyle 1957 yılında Sırrı Gültekin’in yönettiği “Kara Günlerim” adlı ilk filmi ile sinemaya adım attı ve bunu takiben 1958 yılında “Kelepçe” ve 1959’da “Samanyolu” gibi filmlerde rol aldı. 

Tüm yaşamı boyunca sporla ilgilendi, basketbol hariç tüm sporları denedi. 

1967 yılında, “Bir Masal Gibi / Tatlı Hayat”; 1971 yılında, “Titrek Bir Damladır / Dudaklarında Arzu” adlı iki 45’lik plak doldurdu.

Romanlardan uyarlanan dramatik aşk filmlerinin üzerine yapıştığını, bunlar bittiğinde kendi kariyerinin de biteceğini düşünerek bir değişiklik yapma kararı aldı. Kendisine: “Türkiye’de ilk James Bond’u sen çek.” diyerek yola çıktı. Başkanı olduğu bir grup ile senaryo yazdı. “Türk James Bond”u oluşturma hedefiyle Londra’ya gitti ve burada film çekimlerine başladı. İstanbul’a döndüklerinde çekimler devam etti, film hazırlandı ve sinemalarda gösterime girdi. Film, Arap ülkelerinin de dikkatini çekti.  Beyrut’tan iki teklif aldı. Beyrut’ta çekilen film gösterime girdiğinde Göksel Arsoy’un Müslüman olduğunun anlaşılması ve daha çok dikkat çekmesi için ismi afişlere, “Muhammed Göksel Arsoy” olarak yazıldı. 

“Altın Çocuk” takma adıyla anıldı. Bu adı kendisine Halit Refiğ verdi. 

1999’da 36. Antalya Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne layık görüldü. Kendi adına bir film şirketi kurdu ve prodüktörlük yaptı.

100’e yakın filmde rol aldı. Bazıları şunlardır:

Ham Meyva (1957)

Ömrüm Böyle Geçti (1959)

Satın Alınan Adam (1960)

Bülbül Yuvası (1961)

Şehirdeki Yabancı (1962)

Gümüş Gerdanlık (1962)

Şafak Bekçileri (1963)

Altın Çocuk (1966)

Altın Çocuk Beyrut’ta (1967)

Göksel Arsoy: “Sinemaya başladığım zamanki yıllarda büyük romancı ve sanatçıların kitaplarının, dramatik aşk filmi olarak geçen şahane romanların sinemaya aktarılmasında aşağı yukarı hepsinde ben oynadım. ‘Samanyolu’ filmine rahmetli Belgin Doruk’la başladığımız zaman, bunun çok büyük bir patlama yapacağını bilmiyorduk. Fakat biz bu filmi büyük bir itina ile çektik. Yapımcı ve rejisör, Allah rahmet eylesin, Nevzat Pesen’di. Bittikten sonra yapılan kopyalar İstanbul etrafındaki şehirlere gönderildi. Fakat bir hafta geçtikten sonra diğer yakın şehirlere gönderilmesi lazımken o sinemalar tarafından kopyalar geri gönderilmedi. Kıyamet koptu. O zaman firma farkına vardı ki korkunç bir iş, muhteşem bir ilgiyle devam ediyor. ‘Sinemalara niçin göndermiyorsunuz?’ diye bir aylık biletler satıldı. ‘Ben nasıl gönderirim?’ deyince sabahlara kadar kopyalar basılarak gönderildi diğer şehirlere. İşte o filmle ben Yeşilçam’da ‘star’ sistemini başlatmış oldum.”

...

“Muhteşem bir Jaguar yarış arabası verdi. Arabayı ben kullanıyorum, tepesinde kızlar var. Bir kızı da alacağız, geliyoruz kırmızı trafik işaretine doğru. Öyle bir gelmem lazım ki yeşil yanarken ben tam geldiğimde kırmızı yanacak, duracağım. Kız üçüncü kız olarak arabaya binecek, arabanın üstü açık. Fakat trafik sebebiyle bir türlü denk gelmiyor. Biraz sallanıyoruz, derken bir trafik polisi geldi. Elindeki copla cama vurdu, ‘Bir daha dönersen arabanı altından alıyorum.’ dedi. Bana da tembih ettiler, ‘Polisle böyle bir şey olursa hiç cevap verme git.’ Ben de hemen gittim. Biraz bekledik yarım saat kadar. O oradan ayrıldı ve biz sahneyi çektik. Çok güzel barlarda, çok değişik favori yerlerde çektik. Sonra beni televizyonlar davet etti. Televizyonlarda yanımda bu üç kız, çok güzel programlar yaptık, çok enteresandı. O kadar güzeldi ki… Ben arabayla gitmiştim, dönerken son kontrol oldu. Gece, yağmur da yağıyor. Pasaportumu uzattım. İngiliz memur pasaportu aldı, baktı, damgayı bastı döndü, ‘Göksel Arsoy çektiğiniz filmi çok merak ediyorum.’ dedi. Yani televizyonlarda ne kadar çok seyredilmiş ki bana son dakikada bunu söyledi.”