Toplam yaşam öyküsü sayısı: 9136
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Hasan Sabbah

Hasan Sabbah


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Tarihî kişilikler Siyasetçiler

Hasan Sabbah Yazıcıya Gönder
El-Hasen b. Alî b. Muhammed b. Ca‘fer b. el-Hüseyn b. Muhammed b. es-Sabbah el-Himyerî er-Râzî, 1040'lı yıllarda İran'ın Kum şehrinde doğdu. Âlim olan babası Ali b. Muhammed, İmâmiyye Şîası'nın önde gelen isimlerindendi. Babası, Sabbah'ın eğitimiyle yakından ilgilendi. Sabbah, felsefe, kelam, mantık, fıkıh ve matematik eğitimi aldı. Henüz yedi yaşındayken din âlimi olmak istedi. Bunun için Rey şehrine yerleşti ve eğitimine burada devam etti. On yedi yaşına kadar, ailesinin mensup olduğu İmâmiyye Şîası'na bağlı kaldı. Emîre Zarrâb adlı Fâtımî daisiyle karşılaşıp sohbetlerinden etkilenerek, İsmâiliyye mezhebine geçti.

İran bölgesi başdaisi İbn Attâş, 1072'de Rey'e geldi ve Sabbah'ın kabiliyetini gördü. Ona, Fâtımî Halifesi Müstansır-Billâh'ın yanına gitmesini, Dârülhikme'de İsmâilî mezhebi hakkında bilgi edinmesini ve esrâr-ı ilâhiyyeyi öğrenmesini tavsiye etti. Sabbah bu tavsiyeye uydu ve Kahire'ye gitti. Halife Müstansır-Billâh'la görüştü. Müstansır-Billâh onu vekil seçti ve ondan, ileride Horasan'da kendisi adına davette bulunmasını istedi.

Sabbah, Müstansır-Billâh'tan sonra hilafet makamına Nizâr'ın, vezir ve başkumandan Bedr el-Cemâlî ise küçük oğlu Ahmed el-Müstalî'nin geçmesini istedi. Bedr el-Cemâlî bu konuda kendisine muhalefet eden Hasan Sabbah'ı önce hapse attı, sonra ülkeden sürdü. Dokuz yıl boyunca tüm İran'ı dolaşarak Bâtınîliğin propagandasını yaptı. Daha sonra İran'ın kuzeyine, Hazar denizi sahillerine ve Deylem'in dağlık bölgelerine yöneldi.

Burada, başına buyruk yaşayan ve İran'ın eski hükümdarların itaat altına alamadığı savaşçı bir kavim yaşamaktaydı. Sabbah üç yıl çalıştı ve dağlardaki savaşçıları kendi safına çekti. Onun bu faaliyetlerini izleyen Selçuklu Veziri Nizâmülmülk, Rey'deki görevlilere onu yakalamaları için emir verdi. Fakat Sabbah buradan kaçıp Kazvin'e gitti. Ardından Rûdbâr vadisinde kendisine karargâh seçtiği Alamut Kalesi'ne yerleşerek Nizârî-İsmâilî Devleti'ni 4 Eylül 1090'da kurdu. Kaleyi kuşatmalara dayanıklı hâle getirdi. Böylece askerî karargâh ve idari merkez olarak kullandığı Alamut'tan düzenlediği operasyonlar yapmaya başladı.

Müstansır'ın ölümü üzerine yerine Efdal b. Bedr el-Cemâlî Müstalî-Billâh geçti. O güne kadar Müstansır'ın adına davette bulunan Sabbah, bu haberi duyunca şer‘an imam olan Nizâr'ı destekledi ve onun adına hutbe okuttu. İsmâilîler, Müstansır-Billâh'ın ölümünden sonra Nizâriyye ve Müstaliyye olmak üzere iki gruba ayrıldı. Sabbah, doğuda Nizârî-İsmâilîler'in lideri olarak Alamut'taki karargâhından faaliyetlerini yürüttü. Nizârî akidesini Fâtımîler'in akidesinden ayıran belirgin özellik, fırka düşmanlarının sadık fidailer tarafından öldürülmesi usulünün dinî bir vazife ve bir prensip olarak kabul edilmesiydi.

Sabbah, eğitim ve öğretimi yasakladı ve müridlerini cahil bıraktı; çünkü Allah, akıl ve düşünceyle değil, imamın rehberliğiyle tanınabilirdi. Akıl, Allah'ı tanımak için yeterli olsaydı, herkes aynı fikirde olurdu. Akıl, din için yeterli değildi ve bundan dolayı insanlar her daim dinî bir imamın eğitiminden geçmeliydi. Sabbah'ın bu düşünceleri çevredeki insanlar tarafından kabul edildi. Sabbah, Bâtınîliği yayarken, duruma göre tavır aldı ve önce alışılmış algılarla yönetilen bir yöntemle tebliğ yapmaya başladı.

Bâtınîlik Sabbah'la yeni bir şekle kavuştu ve imam adına davette bulunan dailerin yerini, eli hançerli caniler almaya başladı. Sabbah adamlarına cennet vadedip kendilerini bekleyen mutluluğu dünyadayken tatmaları maksadıyla onlara esrar (haşîş) içirdiği için, bu canilere 'haşşâş' veya 'haşîşî' dendi. Nizârî-İsmâilîler'in gayesi din değil, siyasetti. Görüşler halka zorla benimsetilerek mevcut sosyal ve siyasal düzenin çökertilmesi hedeflendi. Bu amaçla kurulan teşkilatla birçok din ve devlet adamı öldürüldü.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, İslam dünyası için ciddi tehlike arz eden Sabbah ve adamlarıyla mücadeleyi bir devlet politikası hâline getirdi. Bir yandan Nizâmiye medreseleriyle Sünnîliği takviye etti, bir yandan Alamut ve Rûdbâr bölgesindeki komutanlarından Yoruntaş'a, Sabbah ve adamlarını ülkeden çıkarması için emir verdi. Yoruntaş'ın Alamut'u kuşattığı sırada ölünce, bu harekât sonuçsuz kaldı.

Bunun üzerine Sultan Melikşah, Emîr Arslantaş ile Emîr Koltaş'ı büyük bir orduyla beraber Sabbah ve başdai Hüseyin Kâinî'nin üzerine gönderdi. Fakat Vezir Nizâmülmülk'ün Ebû Tâhir Arrânî adında bir fidai tarafından öldürülmesi, ardından da Sultan Melikşah'ın 1092'de, henüz otuz sekiz yaşındayken şüpheli bir şekilde ölmesi, bu harekâtı da sonuçsuz bıraktı.

Sultan Melikşah'ın ölümünden sonra ülke içinde taht kavgaları başladı. Bir yandan da Haçlılar, bazı Müslüman topraklarını işgal etmeye girişti. Bu durumdan faydalananan Bâtınîler, nüfuz sahalarını genişletip faaliyet ve cinayetlerini artırdı. 1100'lerde Lemeser ele geçirildi. Girdkûh, Şahdiz ve Hâlincân kalelerinin de zaptedilmesi, Bâtınîlerin stratejik konumunu güçlendirdi. Sabbah'ın siyasi, dinî ve askerî şahsiyetleri öldürtmesi, bir terör havası oluşturdu.

Sultan Berkyaruk, Haziran 1101'de Bâtınîlere karşı harekete geçti ve üç yüz kişiyi öldürdü. Emîr Çavlı, Fars ve Hûzistan'daki Bâtınîlere karşı bir sefer düzenledi ve o da üç yüz kişiyi öldürdü. Emîr Bozkuş 1104'te, Horasan askerleri ve gönüllülerden oluşan bir ordu ile Tabes Kalesi'ne saldırdı. Bâtınîlerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı esir alındı.

Sultan Muhammed Tapar, Sabbah'la mücadele etmek üzere harekete geçti. Şahdiz Kalesi'ne sefer yapıldı ve kale zaptedildi. Kale hâkimi Ahmed b. Abdülmelik b. Attâş öldürüldü. Sultan 1109'da, veziri Ahmed b. Nizâmülmülk'ü Alamut'a sevk etti, ancak kış yüzünden sonuç alınamadı. 1111'de Emîr Anuştegin Şîrgîr, Bâtınîlere ait Bire Kalesi'ni ele geçirdi. Muhammed Tapar, Halep Meliki Alparslan el-Ahras ile Reîsülahdâs Saîd b. Bedî‘den şehirdeki Bâtınîleri öldürmesini istedi ve çok sayıda Bâtınî öldürüldü.

Muhammed Tapar'ın görevlendirilmesiyle 13 Temmuz 1117'de Alamut Kuşatması başladı. Kuşatma Nisan 1118'e kadar sürdü. Kale alındı. Fakat Sultan Muhammed Tapar'ın ölüm haberi üzerine askerler kuşatmayı kaldırıp İsfahan'a döndü. Muhammed Tapar'ın yerine Sencer geçti ve Bâtınîlere karşı yürütülen mücadeleyi devam ettirmek istedi. Ancak Sabbah, Sencer'in hizmetindeki bir cariyeyi kandırarak kendisini öldürtebileceğine dair haber gönderince, Sultan Sencer, Sabbah ve Bâtınîlerle uğraşmayı bıraktı.

Hasan Sabbah 23 Mayıs 1124'te, otuz beş yıl boyunca faaliyet gösterdiği Alamut Kalesi'nde öldü.