Toplam yaşam öyküsü sayısı: 9137
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Şerif Hüseyin

Şerif Hüseyin


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Siyasetçiler Hükümdarlar

Şerif Hüseyin Yazıcıya Gönder
Hüseyin bin Ali El-Haşimi, 1853'te İstanbul'da doğdu. Babası, Mekke emiri Muhammed bin Abdülmuin'in ikinci oğlu Şerif Ali bin Muhammed'dir. 1856 ila 1858 arasında Mekke'de kaldı. Geleneksel olarak bedevilerin arasına gönderilip yetiştirilen yaşıtlarının aksine, evde büyüdü. Arap dili, İslam hukuku ve fıkıh eğitimi aldı. Çalışkan bir öğrenciydi. Yirmi yaşında hafız oldu. Politikayla ilgilendi. Necid çöllerinde birçok sefere katıldı ve Hicaz bölgesindeki Arap kabileleriyle temasta bulundu. Bedevilerin yaşam tarzını ve çöl ikliminde nasıl yaşanması gerektiğini öğrendi. Böylelikle çöllerin bitki örtüsü ve hayvan türleri hakkında derin bilgiler edindi. Yanı sıra atçılık ve avcılık yaptı.

1858'de hasta babasını ziyaret etmek için İstanbul'a gitti. 1861'de babası öldü ve Mekke'ye geri döndü. Amcası Emir Abdullah'ın yanında kaldı.

1908'de Mekke Emiri Şerif Ali görevinden alındı ve yerine, amcası Emir Abdullah tayin edildi. Fakat Abdullah Hicaz'a hareket etmeden vefat etti. Bunun üzerine uzun süredir vezir rütbesiyle Şura-yı Devlet üyeliği yapan Hüseyin, Kasım 1908'de Mekke emiri tayin edildi.

1908'de Mekke'ye ulaştı. Emir Hüseyin'in en önemli görevi, Hicaz demiryolunun kullanılması dolayısıyla gelirleri azalan bedevilerin isyanını bastırmak ve hacıların güvenliğini sağlamaktı. Bu görevini başarıyla yerine getirdi ve hacıların emniyetle Şam'a dönmesini sağladı. Böylelikle merkezî hükûmet ve bedevi kabileleri nezdinde itibarı arttı.

Hüseyin, Medine muhafızının desteğini almadan, 1910'da Kasim bölgesinin vergilerini toplama gerekçesiyle İbn Suud'a karşı askerî bir harekât gerçekleştirdi. Bu harekâtın amacı, Kasim bölgesi kabilelerine güç gösterisi yapmak ve onların İbn Suud'a değil, kendisine itaat etmelerini sağlamaktı.

Bu dönemde, Şerif Hüseyin ile İttihat ve Terakki iktidarı arasındaki gerginlik de gitgide arttı. Osmanlı yönetiminin amacı, Hüseyin'in emirlik gücünü sadece Mekke sınırları içinde tutmaktı. Ancak Hüseyin, bölgede söz sahibi olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktaydı. İttihatçılar'ın 1912'den itibaren merkezdeki siyasi sorunlarla uğraşması, Şerif Hüseyin'in işine yaradı ve Hüseyin bölgedeki gücünü artırdı.

1912 seçimlerinde, iki oğlu Abdullah ile Faysal'ı Mekke ve Cidde temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan'a gönderdi. 1913'te Asir'e ikinci bir harekât yapıldı ve zafer kazanan Şerif Hüseyin'in bölgedeki gücü arttı. Şerif Hüseyin'le Ocak 1914'te Hicaz vali ve kumandanlığına tayin edilen Vehib Paşa'nın ilişkileri iyice gerginleşti. Her ikisinin amacı, merkezin desteğini alarak diğerinin gücünü sınırlandırmaktı. Vehib Paşa 1914'te Osmanlı Devleti'ni yıkmayı hedeflediği gerekçesiyle Şerif Hüseyin'in azledilip Şerif Ali'nin tayin edilmesini istedi.

Bu dönemde I. Dünya Savaşı başladı. Şerif Hüseyin Osmanlı Devleti'ne sadık kalacağını ve kendisine verilen görevleri yerine getireceğini resmen bildirdi. Bu sırada Hicaz'da bulunan birliklerin çoğu Süveyş'e kaydırıldı, Vehib Paşa ise Üçüncü Ordu'ya tayin edildiği için bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Şerif Hüseyin Temmuz 1915'te hem Osmanlı Devleti ve hilafeti için desteğini ilan etti hem de oğlu Abdullah vasıtasıyla İngilizlerle mektuplaşarak görüşmeye başladı. Bu görüşmeler Ocak 1916'ya değin sürdü. Cihad ilanını desteklemedi. Hicaz demiryolunun Mekke'ye uzatılmasını önlemeye çalıştı. Osmanlı Hükûmeti ise bu durumdan rahatsız oldu. Kendisinin emirlikten alınacağından endişelenen Şerif Hüseyin, İngilizlerle pazarlık yaparak Arapların Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanması durumunda İngiltere'nin kendi krallığını tanımasını istedi. Böylelikle Osmanlı Devleti'ne karşı İngiltere'yle iş birliği kararı alındı ve muhtemel Arap Krallığı'nın sınırları belirlendi. İngilizler, Çanakkale'deki savaşlarda yenilgiye uğrayınca, Şerif Hüseyin isyanına ağırlık verdi. Yanı sıra, İngiltere, hilafete karşı Arap ayaklanmasının İslam dünyasında meydana getireceği manevi etkiyi de hesaba kattı. Böylelikle İngiltere'nin savaş yükü azalacaktı.

İngiltere, Şerif Hüseyin'le yaptığı görüşmeleri Fransızlara Kasım 1915'te bildirdi. İngilizler, Aralık 1915'te Necid bölgesi emiri İbn Suud'la de bir antlaşma yaptı ve daha önce Şerif Hüseyin'in egemenliğine bırakılan Basra körfezinin güney kıyılarındaki Suud hâkimiyetini kabul etti. Mayıs 1916'da ise Sykes-Picot Antlaşması imzalandı ve İngiltere, çıkar bölgelerini belirledi. İngiltere'nin Arap Krallığı sınırları içinde kabul ettiği bazı bölgeler de Fransızlara bırakıldı.

Cemal Paşa, Ağustos 1915 ve Mayıs 1916'da, devlete ihanetle suçladığı bazı Arapları idam ettirdi. Bu gergin ortamdan faydalanan Şerif Hüseyin, Haziran 1916'da Mekke'de isyan başlattı. İttihat ve Terakki yönetimini dinsizlikle suçlayıp isyanını meşrulaştırmaya çalıştı. Eylül 1916'da Cidde ve Tâif düştü. Böylece Medine dışındaki önemli Hicaz şehirleri isyancıların eline geçti ve Şerif Hüseyin Kasım 1916'da kendini Arap ülkelerinin kralı ilan etti. Fakat aradığı desteği bulamadı. Hatta ihanetle suçlandı. Müslüman bir devlete karşı İngilizlerle iş birliği yaptığı için lanetlendi.

Bu gerilemeye rağmen Şerif Hüseyin, Arap Krallığı kurma girişimine devam etti. Ancak 1919'da yapılan Paris Barış Görüşmeleri'nde aradığı desteği yine bulamadı ve Hicaz'daki etkinliğini yitirmeye başladı. Filistin topraklarını İngiliz manda yönetimine bırakan antlaşma hükmünü kabul etmedi. İbn Suud ile Hicaz hâkimiyeti konusunda çatıştı. İngilizler tarafından iki oğlundan Abdullah'ın Ürdün, Faysal'ın da Irak kralı yapılması, Şerif Hüseyin'in Arap dünyasındaki itibarını sarstı. Kendini halife ilan etti ama bu hareketi İslam dünyasınca tepkiyle karşılandı. Abdülaziz b. Suud Mekke'yi kuşatınca, Şerif Hüseyin'in krallık ve halifelik iddialarına son verildi.

Hüseyin, Kıbrıs'a giderek İngilizlere sığındı. 1930'da rahatsızlanınca Ürdün emiri olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. 4 Haziran 1931'de öldü. Kudüs'e defnedildi.