Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Müstansır-Billah el Fatımi (1036 - 1094)

Müstansır-Billah el Fatımi (1036 - 1094)


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: İslam halifeleri

Müstansır-Billah el Fatımi (1036 - 1094) Yazıcıya Gönder
Müstansır-Billah el Fatımi (1036 - 1094) Sekinci Fatımi halifesi olan Ebû Temîm el-Müstansır Billâh, 1029 yılında doğdu. Babasının beklenmedik bir anda ölümü üzerine, henüz 7 yaşında iken halife ilan edildi. Devlet yönetebilecek ehliyette olmaması nedeniyle,devleti o büyüyene kadar vezir Ebü’l-Kâsım Ali b. Ah¬med el-Cercerâî yönetti. El Cercai’nin ölümünün ardından da devleti eski bir cariye olan annesi ve annesinin Yahudi kökenli eski efendisi Ebû Sad İbrâhim b. Sehl et-Tüsterî yönetti. Muntasır’ın ilk yıllarında devlet içindeki dengeler altüst oldu. Önemli mevkilere Yahudiler getirilirken, ordudaki Türklerin maaşları azaltılıp, Afrika kökenlilerin maaşları artırıldı. Bu durum Türk askerlerin isyanına neden oldu. Vezir Felahi’nin teşvikiyle çıkan isyanda, Yahudi kökenli Ebu Sad İbrahim b. Sehl El Tüsteri’yi 1047 yılında öldürüldü. El Tüsteri’nin ölümü devlet içindeki dengeleri değiştirmedi. Yerine yerine kardeşi Ebû Nasr Hârûn ile Kadı Ebû Muhammed Hasan el-Yâzûrî geçti. 1050 yılında vezirlik görevini üstlenen El Yezuri döneminde ülkede iktisadi kriz derinleşti. Türkler, Berberîler ve Sudanlı köleler, Kahire’de egemenlik çatışmasına girişti. Bu çatışmaların en şiddetlisi, 1062’de oldu. Döneminin en zengin İslam hanedanlarından olan Hamdani Hanedanın lideri Nâsırüddevle el-Hamdânî, Türkler ve onları destekleyen Berberiler, El Muntasır’ın annesi tarafından desteklenen Sudanlı köleleri, 1062 yılında Kûm Şüreyk’te bozguna uğrattıp bağımsız hareket etmeye başladı. Ülkede kontrolü tamamen kaybetmek istemeyen El Müntasır, bu olay üzerine, kendi komutasındaki ordu ile Nâsırüddevle el-Hamdânî’ye karşı 1069 yılında bir sefer yaptı ve onların egemenliğinden kopmalarına izin vermedi. Fatımi kuvvetleri karşısında yenilen Nâsırüddevle, pes etmedi ve dönemin en enerjik devleti olan Büyük Selçuklulardan yardım istedi. Türklere Anadolu kapılarını açmaya hazırlanan Sultan Alparslan, Mısır’a gitmek ile Anadolu’ya sefer yapmak arasında tercih yapması gerekiyordu. O günlerde istediği yardımın gelmesini beklemeyen Nasırüddevle de, Araplar ve Berberîlerin desteği ile kurduğu ordusu ile tekrar Kahire’ye hareket etti ve şehri ele geçirdi. Fatımi Devleti’nde kontrol Türklerin eline geçse de, Türk komutanların arasında çıkan ihtilaf, hutbenin Abbâsî halifesi adına okunmasına imkan vermedi. İlde¬niz ve Beldekûş gibi ordu içinde güçlü Türk komutanlar, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın Mısır’a gelmesi durumunda oto¬ritelerini kaybedecekleri endişesi ile 1073 yılında Nâsırüddevle’yi öldürdüler. Onlar Nasirüddevle’yi öldürdüklerinde Sultan Alparslan vefat edeli bir yıl olmuştu. Tekrar tahtına oturan El Müntasır, devleti kontrol edebilmek için çok sayıda vezir ve kadıyı görevinden azletti. Vezirlik görevini Ermeni asıllı Akkâ Valisi Bedr el-Cemâlî’ye verdi. Cemali, Mısır’da asayişi sağlamak için Türkleri ve Mı¬sırlı idarecileri pasifize etti. Kızını El Müntasır ile evlendirerek aralarında akrabalık ilişkisi kurdu. Bedr el-Cemâlî, üstlendiği yetkilerle Fatımi Devleti’nin yeniden istikrara kavuşturdu. 58 yıl süren halifeliğinin ilk 20 yılında Si¬cilya, Hicaz, Filistin, Suriye, Kuzey Afrika, Irak, İran, Yemen ve Kızıldeniz sahillerinde adına hutbe okutarak devletini en geniş sınırlarına ulaştırıp imparatorluk haline getirdi. El Müstansır da, inancının fanatiği bir halife idi. İsmailiye inancının bütün İslam dünyasında hakim olmasını istiyordu. Hazar Denizinin batısında kalan Kazvin şehrinin dağlık bölgesinde bulunan Alamut Kalesini üs tutan Hasan Sabbah, onun fedaisi olarak faaliyet yürütmüştür. Ha¬san Sabbâh, Selçuklular zamanında Irak bölgesinin baş propagandisti İbn Attâş’ın tavsiyesiy¬le Mısır’a gidip Müstansır-Billâh ile görüş¬müş, onun yakın ilgisine mazhar olmuş, halife de onu vekil olarak atayıp o dönemde Büyük Selçuklu egemenliğinde olan Horasan’da kendi adı¬na davette bulunmasını istemiştir. İran’da görevli propagandist Müeyyed Fiddîn, yürüttüğü çalışma ile Büveyhîleri Fâtımîlerin yanına çekti. Aynı şekilde Yemen’de de mezhebin taraftar kitlesi çoğaldı. Fatımilerin bölgedeki gücünü dengeleyen ise Selçuklular oldu. Oluşan denge, devletleri farklı diplomatik ittifaklara itti. Fâtımîler, Besâsîrî, Hil¬le Mezyedî Emîri Dübeys ve Ukaylî Emîri Kureyş’in desteği ile 1 Ocak 1059’da Bağdat’ı işgal edip Müstansır-Billâh adına hutbe okuttular. Abbâsî Ha¬lifesi Kâim-Biemrillâh’a, Fâtımîler varken Abbasilerin hilâfette hakları olmadığını ka¬bul ettiğini kabul eden bir belgeye imza ettirdiler. Sünni dünyasını içine düştükleri girdaptan kurtaran ise, Büyük Selçuklu Sultanı Tuğ¬rul Bey oldu. Tuğrul Bey, 1060 yılında Kaim Biemrillah’ın Bağdat’a dönmesini sağladı. Kıtlık yıllarında Sel¬çukluların Bizans İmparatorluğu’nu Fâtımîler aleyhine kışkırtarak buğday gönderilmesini önlemesi, Fatımi-Bizans ilişkilerinin de bozulmasına neden oldu. El Müntasır, misilleme olarak, hem Büyük Selçuklu hem de Bizans’ın komşularıyla iyi ilişkiler kurdu. Topraklarındaki kiliseleri kapattırıp, varlıklarına el koydu. Hıristiyanlardan aldığı cizyeyi arttırdığı gibi rahiplerin de cizye ödemesini emretti. 11’inci yüzyılın ikinci yarısının ilk yılları Mısır tarihine kıtlık yılları olarak geçmiştir. Azalan Nil suları yüzünden üretim yapılamamış ve açlık tehdidi her tarafı sarmıştır. Kıtlık saray halkını bile tehdit ettiği için Suriye ve Irak’a göç etmek istemişlerdir. Türklerin 1071 yılından itibaren Anadolu ve Ortadoğu topraklarına akın etmeye başlamasının ardından 1075 yılında Fatımilerin elinden Şam’ı alarak kurulan Suriye Selçuklu devleti, Fâtımîlere karşı ciddi bir tehdide dönüştü. Irak ve Suriye’deki etkinliklerini kaybeden Fatımiler, bu sefer dikkatlerini güneye kaydırarak, Hindistan ticaret yoluna hakim olmak istediler. Bu amaçla Yemen’e yöneldiler. Müstansır-Billâh 29 Aralık 1094 tarihinde Kahire’de öldü.