Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - İskilipli Mehmed Atıf Efendi

İskilipli Mehmed Atıf Efendi


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: İslam âlimleri

İskilipli Mehmed Atıf Efendi Yazıcıya Gönder
1875 Yılında İskilip’in Tophane (Toy hane) köyünde doğdu. Babası, Akkoyunlu aşireti beylerinden ve İmamoğlularından Mehmed Ali Ağa, annesi Mekke-i Mükerreme’den göç etmiş Beni Hattâb aşireti şeyhlerinden, Kartal dağ yaylasında medfun Arap Dede adıyla şöhret bulmuş şeyhin torunu Nazlı Hanım’dır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf dedesi Hasan Kethüda tarafından büyütüldü. İlk dinî bilgileri köyündeki hocalardan aldı. İskilip’te müderrislik yapan Hoca Abdullah Efendi’den bir süre ders okuduktan sonra ailesinin muhalefetine rağmen ilim tahsili amacıyla İstanbul'a gitti. Burada öğrenimine devam ederken bir yandan da geçimini sağlamaya çalıştı. 1902'de medrese tahsilini bitirdi ve aynı yıl açılan ruüs imtihanına girerek "İstanbul müderrisliğini kazandı; ertesi yıl Fatih Camii'nde ders vermeye başladı. Bu arada İstanbul Darülfünunu İlâhiyat Fakültesi'nden 1905'te mezun olarak Kabataş Lisesi Arapça öğretmenliğine tayin edilen Atıf Efendi, Meşihat-ı İslâmiyye Dairesi'nde bulunan dersiamların mağduriyetini giderme konusunda yaptığı çalışmalar üzerine şeyhülislâm tarafından Bodrum'a sürüldü; oradan da Kırımlı İbrahim Tali Efendi'nin pasaportu ile Kırım'a geçti. Kırım’dan Varşova'ya kadar giden Atıf Efendi. II. Meşrutiyet’in ilânından bir hafta önce İstanbul'a döndü. 1910’da medâris müfettişliğine getirildi. Bu arada Sebîlürreşad ve Beyârıül- hak'ta yazılar yazdı. Donanma Cemiyeti yararına kaleme aldığı Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Berriyye ve Bahriyye'nirı Ehemmiyet ve Vücûbu adlı eseri dolayısıyla takdirname aldı. 31 Mart Vakası’nda bir hafta tutuklu kalan Mehmed Atıf Efendi, Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesi (1913) olayında dâhil olduğu gerekçesiyle Sinop'a sürüldü. Çorum, Boğazlıyan ve Sungurlu’da yaklaşık bir buçuk yıl kadar sürgün hayatı yaşadıktan sonra İstanbul’a döndü. Her iki olaydan sonra da resmî makamlar bir yanlışlığa kurban gittiğini, suçlu olmadığının anlaşıldığını ifade etmişlerdir (Ebül'ulâ Mardin, 11-111, 970). Dört yıl görev alamadı. 1918'den sonra Dârü'l-hilâfeti ’I- aliyye Medresesi kısm-ı âli tefsir-i şerif ve Medresetü’l-kudât’ta hikmet-i teşrîiyye müderrisliğine tayin edildi. 1 Ocak 1919’da da İbtidâ-i Dâhil Medresesi umum müdürlüğü idari görevine getirildi. 19 Şubat 1919'da Mustafa Sabri Efendinin başkanlığında kurulan Müderrisin Cemiyeti’nin ikinci başkanlığına tayin edildi. Cemiyet, 24 Kasım 1919'da genel kurul toplantısında alınan karar gereğince Teali-i İslâm Cemiyeti adını aldı ve Mustafa Sabri Efendi’nin şeyhülislâmlık makamına tayini üzerine başkanlığa Atıf Efendi getirildi. Cemiyet, ilk olarak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden bir beyanname yayımladı. İskilipli, işgal kuvvetlerine ve yeni bir tehlike olarak ortaya çıkan Bolşevizm’e karşı olan beyannamelere de imza attı. Anadolu'nun çeşitli merkezlerinde şubeleri açılan Teali-i İslâm Cemiyeti pek çok kitap bastırarak dağıttı ve köylü çocuklarının bilgilendirilmelerine öncülük etti, ayrıca bir ilmihal ile İslâm tarihi kitabı hazırlattı. 1922 yılı Ramazanında huzur derslerine muhatap olarak katılan Atıf Efendi, Alemdar ve Mahfil gibi gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Cenab Şahabeddin, Ömer Rıza (Doğrul) ve Süleyman Nazif ile itikadî ve fıkhî konularda kalem münakaşalarına girişti. Bu arada İstiklâl Savaşı’nda işgal güçlerine karşı mücadele verdi. 1924’te yazıp Maarif Vekâleti’nin ruhsatı ile bastırdığı Frenk Mukalitliği ve İskilipli Mehmed Atıf Efendi'nin tahakkuk eden Yevmiyeleri hakkında Maliye Nezareti’nden şeyhülislâmlık makamına gönderilen 26 Mart 1335 tarihli yazı Şapka adlı risalesi yüzünden şapka kanununa muhalefetten dolayı 7 Aralık 1925’te tutuklandı ve Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından Giresun'a sevk edildi. Ankara İstiklâl Mahkemesi Of, Erzurum, Rize vb. yörelerdeki şapka kanununa aykırı hareketlerle ilgisi olup olmadığını araştırdı. Söz konusu eserini, ilgili kanunun çıkmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce yazmış olması ve suçunun sabit görülmemesi üzerine berat ettiyse de serbest bıra kılmayarak İstanbul’a getirildi, oradan da tekrar Ankara'ya gönderildi. 1926 yılı başlarından itibaren Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılandı. Savcı Necip Ali’nin (Küçüka) iddia makamı olarak istediği üç yıllık kürek cezasına karşılık mahkeme heyetince idama mahkûm edildi. 4 Şubat 1926’da Ankara'da eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı'nda Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendi ile beraber idam edildi. Başlıca eserleri şunlardır: Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Berriyye ve Bahriyye'nin Ehemmiyet ve Vücûbu (İstanbul I 326) Muîrıü't-talebe (İstanbul l 326) Medeniyet-i Şer'iyye ve Terakki yat-ı Dîniyye (İstanbul 132 Şeriat Medeniyyeti, s. nşr. SadıkAlbayrak, İstanbul 1975) Mir'âtü'l-İslâm (İstanbul 1332) İslâm Yolu (İstanbul 1338; Yeni İlmihal: İslam Yolu, s. nşr. S. Hüküm, İstanbul 1991) Tesettür-i Şer’i (İstanbul 1339)