Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Abdullah Bin Ömer Bin Hattab

Abdullah Bin Ömer Bin Hattab


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Diğer

Abdullah Bin Ömer Bin Hattab Yazıcıya Gönder

Hz. Ömer'in oğlu, en çok hadis rivayet eden, en çok fetva veren yedi sâhâbîden ve abâdileden biridir. İbn Ömer diye de anılan Abdullah, nübüvvetin üçüncü yılında Mekke'de doğdu. Hz. Peygamberin zevcesi Hafsa ile ana baba bir kardeştir. Babasıyla birlikte müslüman oldu, yine onunla birlikte Medine'ye hicret etti. Babasından önce hicret ettiği de rivayet edilmektedir. On üç yaşında iken Uhud Sa-vaşı'na katılmak istedi; fakat Hz. Peygamber henüz çok genç olduğunu söyleyerek izin vermedi. Bedir Savaşına da ayni sebeple kabul edilmediği rivayet edilir. On beş yaşına girince Peygamberin izniyle Hendek Savaşı'na katıldı. Bey'atüırıdvân*da, Hayber ve Mekke fethi ile Huneyn Gazvesi'nde bulundu. Ayrıca Suriye ve İrak fetihlerine. Yermük ve Nihâvend savaşlarına, Mısır'ın fethine katildi. Ebû Eyyûb el-Ensârfnin de bulunduğu İstanbul seferine iştirak eden Abdullah, müslümanlar arasında çeşitli fitnelere yol açan savaşlardan ve hadiselerden hep uzak durmuştur. Hz. Ali'ye ve Yezîd Bin Muâviye'ye herkes biat edip de icmâ meydana geldikten sonra biat etmesi, onun siyasî olaylar karşısındaki temkinli tavrını gösterir. Bununla beraber Hz. Ali'nin yanında onun muhalifleriyle savaşmadığı için hayatının son döneminde pişmanlığını belirtmiştir. Haccâc'a karşı savaşmadığından dolayı da böyle bir pişmanlık duygusuna kapıldığı rivayet edilir. Babasının, hilâfet yükünü Ömer ailesinden bir kişinin omuzlamasını yeterli görmesi ve kendisinden sonraki halifeyi seçecek heyette oğlunun sadece müşavir sıfatiyle bulunup halifeliğe talip olmaması konusundaki tavsiyesine uydu. Esasen oğlunun uysal karakterini iyi bilen Hz. Ömer, onu hilâfet gibi ağır bir sorumluluğu gerektiren görevi taşıyacak güce sahip bulmamıştı. Nitekim Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra halife olması için teklifler almış. Hakem Vak'ası'nın cereyan ettiği gün Hz. Ali ve Sa'd Bin Ebü Vakkas gibi adaylara rağmen, Ebû Mûsâ el-Eş'arî tarafından en uygun halife adayı olarak gösterilmiş ve Yezîd Bin Muâviye'nin ölümünden sonra da büyük bir çoğunluk tarafından halife olması istenmiştir; fakat o muhalifleri üç kişi bile olsa, bu yüzden kan dökülmesine razı olamayacağını söyleyerek bu teklifleri reddetmiştir. Ayrıca, Hz. Ali'nin kendisini Şam valiliğine tayin etme hususundaki ısrarlarına rağmen bu görevi de kabuletmemiştir. L. Veccia Vaglieri, Abdullah Bin Ömer'in hilâfet konusundaki tutumunu takdir edemeyerek onu dar görüşlü olmakla itham eden Lam-mens'in kanaatine iştirak etmemekle insaflı davranmıştır.

Abdullah Bin Ömer, fitneye yol açmamak düşüncesiyle, tutumlarını beğenmese bile, devlet idaresine hâkim olan kişilerin arkasında namaz kılmaya devam edeceğini ifade ederdi. Bununla beraber, onların dinî konulardaki ihmallerine göz yummaz, hatalarını yüzlerine karşı söylemekten çekinmezdi. Nitekim bir hutbede Abdullah Bin Zübeyr'i Kur'ân-ı Kerîm'i tahrif etmekle suçlayan Haccâc'a, "Yalan söylüyorsun! Bunu ne o yapardı, ne de böyle bir şey yapmaya senin gücün yeter" diye çıkışmıştır. Yine bir defasında uzun konuşmasıyla ikindi namazını geciktiren Haccâc'ı, "Güneş seni beklemez" diye uyarmıştı. Rivayete göre İbn Ömer'in bu ikazı Haccâc'ı çok öfkelendirmiş, hatta bu yüzden ona karşı suikast hazırlamaya bile teşebbüs etmişti. Nitekim 73 (693) yılı hac mevsiminde Mina'da bulunduğu sırada, biri elindeki mızrağı onun ayağına düşürüp yaralanmasına sebep olmuştu. Daha sonra hasta yatağında kendisini ziyarete gelen ve bu olaya meydan veren kimseyi ele geçirdiği takdirde öldüreceğini söyleyen Haccâc'a İbn Ömer, silâh taşınması yasak olan Harem bölgesine silâh sokulmasına izin vermek suretiyle bu olaya kendisinin sebep olduğunu söylemiştir. Onu yaralayan mızrağın zehirli olduğuna dair rivayetler de vardır.

Hz. Peygamberin kayınbiraderi olması, ona Resûl-i Ekrem'in yakın çevresinde bulunma imtiyazını sağlamıştır. Bu sebeple Resûlullahln, birçok sahâbînin görüp duyma imkânını bulamadığı davranış ve sözlerinin müslümaniara intikal etmesine yardım etti. Rivayet ettiği 2630 hadis ile Ebü Hüreyre'den sonra en çok hadis rivayet eden yedi sahâbînin ikincisi oldu. Bu hadisleri, başta Hz. Peygamber olmak üzere, babası Ömer, ablası Hafsa, ayrıca Hz. Ebû Bekir, Osman, Âişe, Zeyd Bin Sabit, Bilâl ve Abdullah Bin Mes'ûd gibi ileri gelen sahâbîlerden dinleyip öğrendi. Rivayetlerinin 168'i hem Buhârî hem Müslim'de mevcut olup ayrıca 81'i Şahîh-i Buhârî'de, 31'i de Şahîhi Müslim'de bulunmaktadır. İbn Ömer'in en önemli özelliklerinden biri de hadisleri Hz. Peygamber'den duyduğu lafızlarla rivayet etmeye son derece dikkat etmesi, bunların benzer kelimelerle değiştirilmesine asla izin vermemesidir. Geniş hadis bilgisine rağmen bu titizliğinden dolayı ihtiyatla hadis rivayet ederdi. Onunla birlikte Medine'ye kadar yolculuk yapan Mücâhid ve yanında bir yıl kalan muhaddis Şa'bî, bu süre içinde sadece bir hadis rivayet ettiğini söylerler. "Altın zincir" adı verilen en sahih isnad, Buhârî'ye göre, İbn Ömer'den azatlı kölesi Nâfi'in, ondan da İmam Mâlikin rivayet ettiği hadis senedleridir. Onun önde gelen hadis talebeleri Abdullah Bin Abbas, Câbir Bin Abdullah gibi sahâbîlerle Enes Bin Şîrîn, Hasan-ı Basrî, Saîd Bin Müseyyeb, Nâfi', Mücâhid, Tavus gibi meşhur tabiîlerdir.

Ashabın fakihleri arasında da mümtaz bir yeri olan Abdullah, en çok fetva veren yedi sahâbîden biridir. Altmış yıl boyunca fetva vermiştir. Özellikle sahabenin yaşlıları vefat ettiktensonra insanların fetva için baş vurdukları kişilerin başında İbn Ömer ve İbn Abbas gelmekteydi. Abdullah Bin Ömer fetva verirken önce Kitâb'a, sonra Sünnete baş vurur, bu kaynaklarda aradığı hükmü bulamazsa ileri gelen sahabenin ittifak ettiği ictihadlara göre hareket ederdi. Sahabe arasında görüş birliği bulunmayan konularda dilediğinin içtihadını seçer, herhangi bir içtihadın mevcut olmadığı durumlarda ise meseleyi daha çok kıyas yoluyla çözerdi. Hz. Ömer'in fıkhî kanaatlerinin büyük ölçüde tesiri altında kaldığı ve onun hükümleriyle amel ettiği görülmektedir. Ancak içtihadına uymayan konularda babasına muhalefet etmekten de çekinmemiştir. Kesin kanaat sahibi olmadığı hususlarda fetva vermekten son derece sakındığı bilinmektedir. Bir defasında bilmediği bir meselede kendisinden ısrarla fetva isteyen birine, "İbn Ömer böyle fetva verdi diyerek sırtımızın cehennem köprüsü haline getirilmesini mi istiyorsun?" diye çıkışmıştır. Yanlış fetva vermek suretiyle günaha girmekten korktuğu için Halife Osman'ın kadılık teklifini kabul etmemiştir. Fıkhın hemen her dalında vermiş olduğu fetvalar Muhammed Revvâs Kal'acî tarafından konularına göre alfabetik olarak tasnif edilip neşredilmiştir.

Kaynakların ittifakla belirttiğine göre, Hz. Peygamberin hayat tarzına harfi harfine uyma ve onun emirlerini aynen yerine getirme hususunda ashâbı kiram içinde İbn Ömer'in müstesna bir yeri vardır. Abdullah bir gün, gördüğü bir rüyayı Hz. Peygamber'e tâbir ettirmeyi arzu etmiş, ablası Hafsa'nın aracılığı ile rüyasını Resûl-i Ekrem'e arzetmiş, onun, "Abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa!" demesi üzerine, o günden itibaren gece namazını hiç terketmemiştir. Resûl-i Ekrem'in vefatından sonra ona olan sevgisinden dolayı namaz kıldığı yerleri öğrenip oralarda namaz kılar, yürüdüğü yollarda yürür, gölgelendiği ağaçların altında oturur, kurumasınlar diye onları sulardı. Abdullah'ın bu halini görüp yadırgayanlar bile olurdu. Hz. Peygamberin selamlaşma konusundaki buyruklarını yerine getirme hususunda son derece titiz davranırdı. Bundan dolayı hiçbir işi olmadığı halde sadece müslümanlarla selâmlaşmak için sokağa çıkar, büyük küçük karşılaştığı herkese selâm verirdi.

Abdullah Bin Ömer ashâbı kiramın ileri gelen zenginlerindendi. Servetinin fazla birikmesine meydan vermez, eline geçeni yoksullara dağıtırdı. Devlet adamlarının verdiği armağanları Allah'ınkendisine gönderdiğin zık olarak kabul eder, bazan bunların tamamını aynı gün fakirlere verirdi. Sahip olduğu şeyler içinde en çok beğendiklerini, Allah yolunda kurban edilmek veya sadaka olarak verilmek üzere ayırırdı. Hatta, aşırı sevgi duymaya başladığı cariyesini hemen âzat ettiği ve onu diğer azatlılarından biriyle evlendirdiği rivayet edilir. Kölelerine çok iyi davranırdı. İyi halini gördüğü ve bilhassa namaz kıldığını öğrendiği bütün kölelerini âzat etmeye başlayınca, onların sırf bu maksatla camiye gittiklerini kendisine bildiren dost-larına,"Bizi Allah ile aldatmak isteyenlere aldanmaya razıyız" diye cevap vermiştir. Kibir duygusuna kapılma endişesiyle sade giyinir ve ayrıca az yemek yerdi. Soğukkanlı, yumuşak huylu olduğu için Hz. Peygamber'e benzetilirdi. Peşine takılarak kendisine hakaret eden bir adama ağzını açıp tek kelime söylememiş, sadece evine girerken, "Ben ve kardeşim Âsim kimseye sövmeyiz" demekle yetinmiştir. İbn Ömer'in fazilet bakımından tıpkı babası gibi olduğunu söyleyen Ebû Seleme Bin Abdurrahman, "Ömer'in yaşadığı devirde onun benzerleri vardı; fakat Abdullah'ın zamanında onun gibisi yoktu" demiştir.

İbn Ömer orta boylu, iri yapılı ve esmer tenliydi. Saçları omuzlarına dökülecek kadar uzundu. Sakalını sarıya boyar, Hz. Peygamber'in de öyle yaptığını söylerdi. Kardeşleri arasında babasına en çok benzeyenin Abdullah olduğu rivayet edilir. Seksen beş (veya seksen yedi) yaşlarında Mekke'de vefat etti.