Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Abdullah Bin Amr Bin As

Abdullah Bin Amr Bin As


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Sahabeler

Abdullah Bin Amr Bin As Yazıcıya Gönder
Ebû Muhammed Abdullah Bin Amr Bin El-Âs El-Kureşî. Hz. Peygamber’den duyduğu hadisleri onun huzurunda yazmasına izin verilen sahabe. Hicretten yedi yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Aralarında sadece on bir veya on iki yaş fark olduğu söylenen babası Amr Bin Âs’dan önce Müslüman oldu ve hicretin 7. yılından sonra onunla birlikte Medine’ye göç etti. Süryaniceyi iyi bilen, Tevrat’ı okuyan Abdullah’ın yazısı da güzeldi. Bu sebeple Hz. Peygamber’den duyup da ezberlemek istediği hadisleri unutmamak için not ederdi. Bazı sahabeler, duyduğu her sözü kaydetmesini doğru bulmayınca Resûl-i Ekrem’e müracaat etmiş, o da kendisinden duyduğu her sözü ve her davranışını yazabileceğine dair izin vermişti. Abdullah, “Es-Sahifetü’s-sadıka” adıyla topladığı bu hadisleri bir sandıkta dikkatle korur ve kendisini hayata bağlayan şeylerin başında Sahife’nin geldiğini söylerdi. Hatta kendisine yöneltilen bazı soruların cevabını da Sahife’ye bakarak verirdi. Rivayet ettiği hadis sayısı bakımından en önde gelen Ebû Hüreyre, kendisinden fazla hadis bilen yegâne sahabenin Abdullah Bin Amr olduğunu belirtmiş, bunun sebebini de onun Hz. Peygamber’den duyduğu hadisleri yazmasına bağlamıştı. Ebû Hüreyre’nin bu şahadeti, Abdullah’ın en çok hadis bilen sahabe olduğunun açık delilidir. Günümüze kadar müstakil olarak ulaşmayan “Es-Sahifetü’s-sadıka”daki hadis sayısı kesin olarak bilinememekle beraber, bin civarında olduğuna dair rivayetler vardır. Bu eser daha sonra Abdullah’ın büyük torunu Amr Bin Şuayb’a intikal etmiş ve onun tarafından rivayet edilmiştir. Eserin büyük bir bölümü, Amr Bin Şuayb’ın rivayetiyle Ahmed Bin Hanbel’in “Müsned”inde yer almıştır. Abdullah geniş hadis ve fıkıh bilgisinden dolayı abâdile arasında yer almıştır. İbadetle fazla meşgul olduğu, devamlı oruç tuttuğu, hafız olması sebebiyle her gün Kur’an’ı hatmettiği için aile hayatını ihmal etmiş, hatta bu yüzden babası tarafından Hz. Peygamber’e şikâyet edilmiştir. Peygamber de daha az oruç tutmasını, daha az Kur’an okumasını kendisinden istemiş, fakat Abdullah kuvvetini ve gençliğini ibadetle değerlendirmek arzusunda olduğunu ısrarla söyleyince, bu defa yedi günden (bazı rivayetlere göre üç günden) daha kısa bir sürede Kur’an’ı hatmetmemesini, Hz. Davud gibi bir gün oruç tutup bir gün tutmamasını, ibadetten artakalan zamanını aile fertleriyle birlikte geçirmesini ve dinlenmesini tavsiye etmiştir. Abdullah, yaşlandığı zaman Hz. Peygamber’in kendisine gösterdiği kolaylıklardan yeteri kadar faydalanmadığından ötürü pişmanlık duyduğunu söylemiştir. Babasıyla birlikte Şam’ın fethinde ve Yermük Savaşı’nda bulunmuş, bu savaşta babasının sancaktarlığını yapmış, Sıffîn Savaşı’na katılması için babasının ısrar etmesi üzerine onunla beraber Muaviye ordusunda yer almış, fakat Müslümanlara silah çekmemiştir. Savaş sırasında her biri Ammâr Bin Yâsir’i kendisinin öldürdüğünü iddia eden iki kişi, Muaviye’nin huzurunda tartışırken Abdullah söze karışmış ve bunun iftihar edilecek bir şey olmadığını, çünkü Ammâr’ın asi bir topluluk tarafından öldürüleceğini bizzat Peygamber’den duyduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Muaviye, “Öyleyse sen aramızda ne arıyorsun?” diye sormuş, o da babasının evvelce kendisini Peygamber’e şikâyet ettiğini, Resûl-i Ekrem’in, “Hayatta olduğun müddetçe babana itaat et, sakın ona karşı gelme.” dediğini, bu sebeple savaşa katıldığını ve fakat savaşmadığını söylemiştir. Diğer bir rivayete göre, hayatının son yıllarında Sıffîn’de bulunmuş olmaktan duyduğu derin üzüntüyü, “Keşke yirmi yıl önce ölseydim!” demek suretiyle dile getirmiş, ayrıca Müslümanlar arasındaki savaşlara fiilen katıldığından dolayı babasını tenkit etmiştir. Abdullah, Muaviye tarafından Kûfe’ye vali tayin edilmiş, fakat bir müddet sonra bu görevden alınarak yerin Mugîre Bin Şu’be getirilmiştir. Babasının vefatı üzerine Mısır’a vali tayin edilmişse de bu görevde de uzun süre kalmamıştır. Ömrünün son yıllarında gözlerini kaybetmiş, yetmiş iki yaşında iken Mısır’da vefat etmiş ve Fustat’ta babasının yaptırdığı Amr Bin Âs Camisi’nin yanındaki evine defnedilmiştir. Ancak, Abbasîler devrinde cami genişletilirken, ev caminin içinde kaldığından kabir de camiye dâhil edilmiştir. Daha sonra Osmanlı ümerâsından Emir Murad camiyi tamir ettirdiği sırada kabrin üzerini kubbe ile kapatmış ve etrafını maksure ile çevirtmiştir. Türbe, günümüzde Kahire ile birleşmiş bulunan Fustat’ta Amr Bin Âs Camisi’nin kıbleye göre sol köşesinde yer almakta ve şehirdeki sahabe kabirleri arasında önemli bir ziyaretgâh kabul edilmektedir. Abdullah Bin Amr’ın hicri 63, 65, 68 ve 69 yıllarından birinde vefat ettiğini söyleyenler olduğu gibi Tâif, Mekke veya Şam’da öldüğünü ileri sürenler de vardır. En çok hadis bilen sahabe olmasına rağmen ondan intikal eden hadis sayısı sadece yedi yüz civarındadır. Bunun sebepleri arasında, hadis öğrenim merkezi durumundaki Medine’den hayli uzakta bulunan Mısır’da yaşamış olması, kendisini hadis rivayetinden çok ibadete vermesi ve belki de eski kültüre aşinalığı sebebiyle rivayetlerine İsrâiliyat’ın karışabileceği korkusuyla ondan hadis almakta çekingen davranılması gibi hususlar zikredilebilir. Kendisinden ilim tahsil etmeye gelen bazı talebelerin sadece Hz. Peygamber’den duyduğu hadisleri rivayet etmesini istemeleri, bu sonuncu ihtimali hatıra getirmektedir. Bir kısım talebelerinin kullandığı ifadelerden, onlara hadisleri dikte ettiği anlaşılmaktadır.