Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Abdullah Bin Ali Bin Abdullah

Abdullah Bin Ali Bin Abdullah


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Askerler

Abdullah Bin Ali Bin Abdullah Yazıcıya Gönder
Halife Seffâh ile Mansur’un amcası, kumandan ve devlet adamı. Rivayetlere göre 714’te, Humeyme’de doğdu. Annesi Hennâde adlı Berberi asıllı bir cariye idi. Kaynaklarda hayatının Abbasi ihtilalinden önceki dönemi hakkında fazla bilgi yoktur. 129 yılında İstahr’da Abdullah Bin Muaviye ile İbn Dubara arasında vuku bulan savaşta İbn Dubara tarafından esir alınmış, ancak İstahr’a İbn Muaviye’ye borcunu ödemek için geldiğini söyleyerek öldürülmekten kurtulmuş ve serbest bırakılmıştır. Abdullah daha çok Abbasiler’in Emeviler’e karşı giriştikleri mücadelede kendini gösterdi ve son Emevi Halifesi I. Mervân’ı Büyük Zap Suyu Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattı (25 Ocak 750). Bazı tarihçilere göre o, Abbasi ihtilalinde kaynaklarda zikredilenlerden daha fazla rol oynamış, tecrübeli bir asker olduğu için, Ebû Cafer Mansur ve Ebû Müslim’e rağmen, çok tehlikeli bir iş olan Mervân’ı bertaraf etme görevi ona verilmiştir. Zira mücadelenin en tehlikeli safhasında Ebû Cafer veya Ebû Müslim gibi önemli simaların kaybedilmesi Abbasiler için korkunç bir felaket olabilirdi. Abdullah, Halife Ebü’l-Abbas’ın emriyle Mervân’ı bir müddet takip ettikten sonra onun damadı Velid Bin Muaviye’nin idaresinde bulunan Dımaşk üzerine yürüdü. Birkaç günlük kuşatmadan sonra şehre girdi (25 Nisan 750) ve binlerce kişiyi kılıçtan geçirdi. İntikam duygusuyla Emeviler’in kökünü kazımak niyetindeydi. Dımaşk’ta iki hafta kaldıktan sonra Filistin’e hareket etti. Yafa şehri yakınlarındaki Ebûfutrus’ta düzenlediği bir ziyafet sırasında Emeviler’den seksen kişiyi öldürttü. Bununla da yetinmeyerek Dımaşk, Rusâfe, Kınnesrîn ve diğer yerlerdeki halife ve Emevi ileri gelenlerinin mezarlarını açtırıp kemiklerini yaktırdı. Onun bu vahşice hareketleri üzerine Muaviye’nin torunlarından Ebû Muhammed ile Emeviler’in Kınnesrîn Valisi Ebü’l-Verd Bin Kevser’in Suriye’de başlattığı büyük bir isyan zorlukla bastırılabildi (Temmuz 751). Abdullah Bin Ali, Abbasi Devleti’nin kurulması üzerine Suriye valiliğine tayin edildi. Aşırı ihtirasının sonucu olarak buradaki faaliyetleriyle devletin emniyetini tehdit eder hâle geldikten başka Ebü’l-Abbas Es-Seffah’ın ölümü üzerine halifelik iddiasında bulundu. Halife Ebü Cafer El-Mansur’un biat isteğini reddederek ordusuyla Harran’a gitti. Bunun üzerine halife, Ebû Müslim’i onu itaat altına almakla görevlendirdi. Abdullah Bin Ali de Suriye, El-Cezire ve Horasanlı askerlerden meydana gelen ordusuyla savaşa hazırlandı. Ebü Müslim’e karşı savaşmayacaklarını tahmin ettiği 17.000 Horasanlı askerini öldürttü. Daha sonra devrin meşhur kumandanlarından Humeyd Bin Kahtabe’yi ortadan kaldırmak üzere bir komplo hazırladı. Aleyhindeki tertipleri öğrenen Humeyd çok sayıda askeriyle Ebû Müslim’in saflarına katıldı. Nusaybin yakınlarında Ebû Müslim ile giriştiği savaşta mağlup oldu ve savaş meydanını terk ederek Basra valisi olan kardeşi Süleyman’ın yanına kaçtı (11 Aralık 754). Süleyman ile diğer kardeşi İsa, Halife Mansur’dan onun affedilmesini istediler. Halife amcalarını kırmadı ve Abdullah’a istedikleri emanı vereceğini bildirdi. Bunun üzerine İsa, meşhur kâtibi İbn’ül-Mukaffa’ya hiçbir tevile yer bırakmayacak şekilde bir emannâme yazmasını emretti. Ancak Halife Mansur emannâmede kendini küçük düşüren ifadeler bulunduğunu söyleyerek İbnü’l-Mukaffa’yı öldürttü. Abdullah Bin Ali’yi de teslim alarak Hire’de temeline tuz doldurulmuş bir eve hapsettirdi. Yaklaşık yedi yıl hapishanede kalan Abdullah, akıtılan suların tuzları eritmesiyle çöken binanın enkazı altında can verdi ve Bağdat’taki Bâbü’ş-Şe’m Mezarlığı’na defnedildi. Mesudî’ye göre ise Abdullah, Ebû Cafer El-Mansur’un emriyle Ebü’l-Azhar Mühelleb Bin Ebû İsa tarafından bir cariyesiyle birlikte boğularak öldürülmüş, sonra da bulundukları ev üzerlerine yıkılıp enkaz altında kalarak öldükleri intibası verilmek istenmiştir. Abdullah, cesur, yiğit ve heybetli bir kumandan olup Kureyş’in dâhilerinden biri kabul edilmektedir. Abbasi ihtilalinin başarıya ulaşmasında ve devletin sınırlarının genişlemesinde büyük rolü olmuştur.