Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Ebü’l-Fazl El-Abbâs bin Abdülmuttalib bin Hâşim El-Kureşî El-Hâşimî

Ebü’l-Fazl El-Abbâs bin Abdülmuttalib bin Hâşim El-Kureşî El-Hâşimî


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Sahabeler

Ebü’l-Fazl El-Abbâs bin Abdülmuttalib bin Hâşim El-Kureşî El-Hâşimî Yazıcıya Gönder
Ebü’l-Fazl El-Abbâs bin Abdülmuttalib bin Hâşim El-Kureşî El-Hâşimî. Hz. Peygamber’in amcası. Hz. Peygamber’in doğumundan iki veya üç yıl önce dünyaya geldi. Mek¬ke’de onunla birlikte büyüdü. İlk genç¬lik yıllarından itibaren ticaretle meşgul oldu. Maddî durumunun iyi olması se¬bebiyle, Cahiliye döneminde Kâbe’yi zi¬yarete gelen hacılara su dağıtma ve onlara ziyafet verme görevlerini kardeşi Ebû Tâlib’den dev¬raldı. Ebû Tâlib’in geçim yükünü hafif¬letmek için Abbas Cafer’i, Hz. Peygam¬ber de Ali’yi himayelerine almışlardı. Hz. Peygamber İslamiyeti yaymaya başladığı günlerde Abbas hemen Müslüman oldu. Ancak geniş nüfuzunu kul¬lanarak Müslümanları himaye etmek düşüncesiyle, Müslümanlığı kabul etti¬ğini açığa vurmadı. Hatta Mekkeli müş¬riklerin Müslümanlarla ilgili karar ve davranışlarını Hz. Peygamber’e ulaştır¬mak maksadıyla kasten hicret etmedi. Daha çok benimsenen ikinci bir rivayete göre ise, Mekke’nin fethine veya en azın¬dan Bedir Savaşı’na kadar Müslüman olmadı. Bununla beraber daima yeğenine arka çıkarak onu müşriklere karşı himaye etti. İkinci Akâbe Biatı’nda (622), Hz. Peygamber’i yalnız bı¬rakmayıp müzakerelere katıldı; Medineli Müslümanlardan onun hayatını tehlikeye atmayacaklarına dair teminat aldı. Mekke’de kaldığı süre içinde İslam davetini açıktan desteklediği kesinlik kazanmasa bile, karısı Ümmü’1-Fazl Lübâbe ile oğlu Abdullah’ın Müslüman olmalarına karşı çıkmayarak İslami¬yetin tebliğini müsamaha ile karşıladı¬ğını göstermiş oldu. Bedir Savaşı’nda müşriklerin safında yer almak zorunda kalan Abbas, bu sa¬vaşta esir düştü. Kendisinin ve diğer akrabalarının fidyelerini ödeyerek Mek¬ke’ye döndü. Oradaki fakir Müslümanları himaye etmeye ve Kureyşlilerin İslamiyet aleyhindeki çalışmaları hakkında Hz. Peygamber’e bilgi ulaştırma¬ya devam etti. Hayber’in fethini Resulullah’ın ona müjdelemesi, ikisi ara¬sında gizli bir haberleşmenin öteden beri devam edegeldiğini göstermekte¬dir. Mekke’nin fethi için yapılan hazır¬lıklar tamamlandıktan sonra Müslüman olduğunu açığa vurması, onun gizli ve son derece önemli bir görevi üstlenmiş olduğunun bir başka delili sayılmalıdır. Huneyn Savaşı’nın ilk anlarında bozgu¬na uğrayan Müslümanlara, Akabe ve Rıdvan Biatlarında, Hz. Peygamber’e bağlılık sözü verdiklerini gür sesiyle ha¬tırlattı. Böylece İslam ordusunun tekrar derlenip toparlanmasına ve düşmanı bozguna uğratmasına yardımcı oldu. Hz. Peygamber’in son hastalığında, onun vefat etmek üzere olduğunu anla¬yan Abbas, devlet idaresinin geleceği konusunda endişeye kapıldı. İdarenin Haşimoğulları’nda kalmasını arzu et¬mekle beraber Hz. Peygamber’in bu husus¬taki talimatının öğrenilmesi için Hz. Ali’yi uyardı. Hz. Ayşe’nin rivayetine göre, Ali bu teklifi yerinde bulmayarak Resulullah’ın kendileri aleyhinde kanaat belirtmesi halinde artık devlet idaresini kimsenin onlara vermeyeceğini söyledi. Abbas, Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Hz. Fatıma ile birlikte Halife Ebu Bekir’e giderek Peygamber’in Fedek’teki topraklarıyla Hayber’deki hissesini almak istedi: Fa¬kat Ebûbekir, peygamberlerin miras bırakmayacaklarına dair hadisi okuya¬rak bu mirası alamayacaklarını söyledi. Hz. Peygamber, amcası Abbas’ı sever, kendisinden sadece iki veya üç yaş büyük olmasına rağmen, “İnsanın am¬cası, babası gibidir.” diyerek ona saygı gösterirdi. Ayrıca onu, “Kureyş’in en cömerdi ve akrabalık bağlarına en çok riayet edeni” diye övmüş, Abbas’ı inci¬tenlerin kendini incitmiş olacaklarını söylemiştir. Hz. Peygamber’in cenazesini kaldıranlardan biri de Abbas’tır. Hz. Ömer, Peygamber’in vefa¬tından sonraki kıtlık yıllarında yağmur duasına çıkıldığı zaman, Abbas bin Abdülmuttalib’i kastederek, “Peygam¬ber’in amcası hürmetine” diye rahmet niyaz ederdi. Hz. Ebûbekir, Ömer ve Osman halifelik dö¬nemlerinde ona büyük itibar göster¬mişti. Üç hanımından, onu erkek olmak üzere on üç çocuk sahibi oldu. Onun adıyla anılan Abbasî Devleti’nin halifele¬ri, oğlu Abdullah’ın soyundan geldi. Uzun boylu, beyaz tenli, gür sesli bir kişi olan Abbas, ömrünün sonuna doğ¬ru gözlerini kaybetti. Köle azat etmeyi seven ve maddi varlığıyla İslamiyete değerli hizmetlerde bulunan Abbas, seksen sekiz (veya seksen altı) yaşların¬da Medine’de vefat etti. Kendisinden ri¬vayet edilen otuz beş hadisin belli başlı râvileri; oğulları Abdullah, Ubeydullah, Kesîr ve kızı Ümmü Gülsüm ile Câbir bin Abdullah, Ahnef bin Kays gibi sahabe ve tabiîlerdir.