Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Abbâd Bin Süleyman Es-Saymerî

Abbâd Bin Süleyman Es-Saymerî


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: İslam âlimleri

Abbâd Bin Süleyman Es-Saymerî Yazıcıya Gönder
Ebû Sehl Abbâd bin Süleyman (Selmân) Es-Saymerî Basra Mutezilesi’nin önde gelen kelamcılarından. Saymera’da doğdu (İbnü’n-Nedîm’in “El-Basrî” kaydına dayanarak Abbâd’ın Basra Saymerası’ndan olduğunu söylemek mümkündür. Ancak onun Hûzistan Saymerası’ndan olduğu da ileri sürülmektedir.). Abbâd, Hişam bin Amr El-Fuvatî’nin talebesi oldu ve onun düşüncelerini benimseyerek Ebü’l-Hüzeyl’den beri devam eden diğer Basra Mu’tezilesi’nin ana temayüllerine karşı çıktı. Bu sebeple Ebû Ali El-Cübbâî ile oğlu Ebû Hâşim ve Kadı Abdülcebbar gibi Mutezile âlimleri tarafından tenkitlere maruz kaldı. Ebû Hâşim’in Abbâd bin Süleyman’ı tenkit etmek için müstakil bir eser yazdı. Abbâd’ın İbn Küllâb El-Basrî ile münazaralar yaptığı ve onu düşünceleri dolayısıyla Hristiyanlıkla suçladığı rivayet edildi. Abbâd’a göre duyular beş değil, yediydi. Elem ve lezzeti hissetmek de aynı duyuydu. Abbâd, kıdemin Allah’ın zatının daima var olduğu anlamına geldiğini belirtmiş, Allah’tan önce bir varlığın bulunmadığı görüşünü reddederek böyle bir kıyaslamanın dahi caiz olamayacağını ileri sürmüştü. Allah’ın birliği sayı manasında anlaşılamazdı, sadece zatını övmek için O’na “bir” (vâhid) denilebilirdi. Ona göre Allah; hay, âlim ve kadirdi; fakat zattan ayrı birer kavram (sıfat) olan hayat, ilim ve kudret O’na nisbetlenemezdi. Diğer bütün ilâhî isimlerde de durum aynıydı. Allah, var olacağını bildiği varlıkları yaratmaya muktedirdi; fakat O’nun hakkında, “Var olmayacağını bildiği şeyleri yaratmaya muktedirdir.” denemezdi. “Allah binefsihi veya bizatihi âlim, kadir ve diridir.” diyenleri reddeden Abbâd, nefs ve zat kelimelerinin kullanılmasına kesinlikle karşı çıktı. Abbâd, “Allah’ın yüzü, elleri, gözleri ve yanı (vech, yed, ayn, cenb) vardır.” diyenleri de reddetmiş ve teşbihi andıran bu tür sıfatları ihtiva eden ayetlerin ancak Kur’an ayetleri olarak kıraat edilebileceğini, fakat bunların tefsir ve tevil edilebilecek bir anlamı bulunmadığını savundu. Ona göre yaratıcı ve rızık verici (halik, râzık) gibi fiilî sıfatların kadim veya hadis olduğu hakkında da herhangi bir hüküm vermek doğru değildi. Abbâd imanı, küfrü, şerri ve insanların kötü dediği şeyleri Allah’ın yaratma gücünün bulunmadığını iddia etmiş, onun her fiilinin “caiz kategorisi”ne girdiğini, fiilinde salaha riayet etmemesinin ise caiz olmadığını ileri sürmüştü. Bununla birlikte Allah’ın ahirette vereceği bir sevaba karşılık olmaksızın kullarına elem vermesinin güzel bir fiil olarak nitelenebileceğini kabul etti. Ona göre nübüvvet, işledikleri amellerin sonucu olarak peygamberlere verilmiş bir mükâfattı. Hissî mucizeler peygamberliğin delili olamazdı çünkü asanın yılana dönmesi, ayın ikiye bölünmesi birer arazdı. Arazlar ise bu konuda delil olmazdı. Günah işleyen kimse tövbe etse de işlediği günahın cezasından kurtulamazdı. Abbâd bin Süleyman’ın fikirlerini benimseyenlere “Abbâdiyye” denildiği Eş’arî tarafından kaydedilmekte ise de daha sonraki eserler Abbâdiyyeden bahsetmedi.