Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Ahmed Yüknekî

Ahmed Yüknekî


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Yazarlar - Şairler

Ahmed Yüknekî Yazıcıya Gönder


(Yüknek, XI. yüz yıl)

XII-XII. asır Türk edebî yadigârlarının biri "Atabetü'l Hakayık" (Hakikatler Eşiği) eseridir. Onu Ahmed Yüknekî yazmıştır. Bu şahıs hakkında kendi malumatını ele alıyoruz. Şimdiye kadar bilindiğine göre, Ahmed Yüknekî Türkistanlı bir Türktür, atası ve doğduğu yer hakkında eserinde şöyle diyor:
edib Ahmed atım edep pend
sözüm sözüm munda kalur barur bu özüm

Adım Edib Ahmed, sözüm edep ve nasihattir;
Vücudum gider, sözüm burada kalır

atası atı mahmud-ı yükneki edib
mahmud oğlı yok ol hiç seki

Babasının adı Mahmud Yüknekî'dir.
Edib Mahmud 'un oğludur ve (buna) hiç şüphe yoktur.

edibning yiri atı yüknek erür safalıg aceb yir köngüller yarur
Edibin yerinin adı Yüknek'tir, Gönülleri açan, saf alı bir hoş yerdir.

Kendisinin doğuştan kör olduğunu, zayıf olarak doğduğunu da eserinde "toga körmez erdi edipning közi" diye söyler geçer. Bu bilgiler Ali Şir Nevayi'nin "Nesâyimü'l-Mahabbe min Şemâyimü'l-Fütüvve"

eserindeki malumata uygundur. Nevayi şöyle yazar: "Edib Ahmed Türk ilindenmiş. Derler ki gözü körmüş ve asla görmezmiş. Basîrmiş, başka basirler gibi değilmiş. Ama gayet akıllı, zeki, zahit ve müttekî kişiymiş. Hak Subhanallahu ve Teala gerçi zahir gözünü kapalı yaratmıştır; ama gönül gözünü gayet parlak kılmıştır..." Nevâyi onun Türkçe yazdığını, halk arasında vaaz ve nasihatlan, hikmetlerinin şöhretim kaydedip aşağıdaki satırlarını getirir:

Beyt:
Ulular ne verse, yemem deme,
El uzat, ağız vur, yemesen yeme

Yinebirbeyti:
Kemikte ilik gibidir insanda bilgi
İnsan ziyneti akıldır kemiğin ilik

Bu beyitlerde Türkçeden başka tek bir söz yok. Sekiz yüz yıl evvel Arapça ve Farsça Türkistan'da, hakim mefkure dili derecesinde olduğu bir zamanda, tamamen Türkçe böyle güzel, anlamlı yazabilmek, millî bir kahramanlıktı.

Yüknek denen yer Semerkand civarında da, Fergana vadisinde de, bugünkü Türkistan şehrinin yakınında da var. Şairin hangi Yüknek'ten olduğu bugüne kadar anlaşılmadı.

Nevayî, Ahmed Yüknekî'yi Türkistan'daki Türk şahsiyetler arasında "Nesayimü'l-Mahabbe..." (A. Nevayî, Eserler, 15. C, Taşkent 1968, 156-157. sayfalar) kitabında kaydeder ve duyduğu rivayetlerden birini nakleder: "Ahmed Yüknekî'nin meskeni Bağdat 'tan bir kaç ağaçlık, bazılarına göre dört ağaç yol imiş. Her gün îmâm-ı Azam 'in dersinde hazır olurmuş ve birşeyler öğrenirmiş; bu yolu yayan gidermiş." Bu sözler, rivayet, Edib Ahmed'in manevî kuvveti hakkındaki sözlerdir. Çünkü İmâm-ı Azam kesinlikle başka bir devirde yaşamıştır; "Bağdat'la Türkistan'ın arasının binlerce ağaçlık olduğu malumdur. Yani, Nevayi'nin verdiği bilgiler Edib Ahmed hakkındaki rivayettir.

Şairin şahsı hakkında başka bir şey söyleyemiyoruz.
Ahmed Yüknekî'nin bilim dünyasına malum eseri "Atabetü'l-Hakayık"tır. Eser XII. asır başlarında yazılmıştır. Eserin XV. ve XVI. asırlara ait üç nüshası bugün Türkiye'de korunmaktadır. En muteber nüsha olarak İstanbul'da bulunan 1480 yılma ait katip Abdurrezzak Bahşı yazması nüsha kabul edilir. Eserin el yazmalarının araştırılmasına, neşre hazırlanmasına, aktarılmasına ilk olarak Türkiye'den bilgin Necip Asım başlamıştır. N. Asım'ın eseri 1916 yılında Osmanlı Türkçesine aktarımıyla yayımlanmıştır. Sonra eser meşhur türkologlar Radloff, Kovalski, Deny ve Bertles tarafından incelenmiştir. Daha sonra R.R. Arat eserin karşılaştırmalı metnini hazırladı ve 1951'de Türkiye'de yayımladı.

Özbekistan'da eseri Aybek, S.Mutallibov, N. Mollayev, K. Mahmudov gibi âlimler araştırıp, halka ulaştırmakta çok hizmet etmişlerdir. Eserden bazı parçalar "Özbek Edebiyeti Tarihî Hrestomatiyasi" (1940), "Özbek Poeizziyasining Antologiyasi" (1948) "Özbek Edebiyeti" (1960), "Özbek Şi'riyeti Antologiyasi" (1961) gibi onlarca toplamada basılmıştır. 1971 yılında K. Mahmudov'un hazırladığı beş el yazmasını esas alan eser yalımlanmıştır. (G. Gulam adındaki neşriyatta). 1972 yılında ise K. Mahmudov'un "Ahmed Yügnekiyning 'Hibetül Hakâyik' Eseri Hakida" (Fen Neşriyatı) kitabı çıktı. Bu çalışmada Giriş, Fonetik, Morfoloji, Tenkitli Metin, Transkripsiyon, Şerh ve Sözlük var.

"Atabetü'l-Hakayık", şairin kendisinin de dediği gibi 14 babdır: "Tüzelttim bu on tört bab içre sözi" der şair. Eserin "A" nüshası diye bilinen 848 Hicri (1444) tarihinde Seberkand'da Uluğ Bey'in emiri, Sebran hakimi Arslan Hoca Tarhan teşebbüsüyle Uygur yazısıyla, katip Zeynelabidin tarafından yazıya geçirilen nüshasında 246 beyit vardır. Türkiye'ye götürülen bu nüsha, 36 yıl geçtikten sonra 1480'de Abdurrezzak Bahşı Türkiye'de 254 beyit halinde nüsha edilir. Necip Asım eserin Tuğrul Kılıç Sipahsalar Bey'e adanıp yazıldığını söyler. K. Mahmudov da Hicri 6., Miladî 12. asır sonları, 13. asır başlarında, Harzemşahlar zamanında yaşamış Tuğrul Kılıç Sipahsalar Beg bin Şica Emir Muhammed'e yazıldığını kaydeder. Eser bilginler tarafından çeşitli isimlerle gösterilir, bazıları "Hibetü'l-Hakayık", bazıları "Aybetü'l-Akayık", bazıları da "Atabetü'l-Hakayık" diye yazarlar. Ahmed Yüknekî'nin bu eseri, yazıldığı devri, dili, muhtevası bakımından, Türkistan medeniyeti ile genel Türk medeniyeti, Türk dünyası edebiyatı açısından kıymetli bir yadigârdır. Eser, muhtevası ile dünyayı, ancak bilimle öğrenmenin mümkün olacağını belirtir. Tanrıyı, insanı, dünyayı bilmenin sadece bilim yoluyla olabileceğini şair tekrar tekrar söyler. Aradan sekiz yüz yıl geçse de şairin söylediği sözler bugünkü meseleler, konular hakkında söylenmiş gibi duyulur. Mesela, "Halal kendü kayda bu kün kanı kim Haramnı yiyürde haram tip yidi" Bugün helalin kendisi nerede, hani; Kim haramı yerken, haram diye yiyor.

Tarihte sekiz yüz yıl evvelki toplumda durum bu imiş, bugün de bir çok devlette, müstemlekelerde, yarı sömürgelerde, ekonomik olarak bağımlı devletlerde durum budur. Her zaman geçerli olan böyle fikirler, eserin bütün insanlara hizmet ettiğini gösterir.