Toplam yaşam öyküsü sayısı: 8835
Kullanıcı Girişi



Kategoriler
Yeni eklenenler
Popüler yaşam öyküleri

Ana sayfa - Ferhat Tunç

Ferhat Tunç


Share Paylaş


Tavsiye et


Meslek: Müzisyenler

Ferhat Tunç Yazıcıya Gönder
Ferhat Tunç; güneşin kutsal olduğu, ateşin suyla söndürülmediği Tunceli'de (Dersim) 1964 yılında doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği; rüzgarın, karın ve baharın bile asi olduğu bu kentte geçti. Tarih, bu kenti savaşlara, isyanlara ve sürgünlere mahkum etmişti. Bu yüzden ağıtların söylendiği, hüzünlerin beslendiği mağrur bir kentti Tunceli.

Ferhat Tunç bu kentte, mağrurluklar içinde biriktirdiği "gelecek kaygısı"nı daha ilkokul yıllarında müziğe tahvil etti. Bir yandan okula gidiyor bir yandan düğünlerde ve özel gecelerde bağlama çalıp türkü söylüyor; dinleyenleri kah hüzünlendiriyor kah coşturuyordu. Ve bir süre sonra, doğduğu kent onun bu yeteneğine el veriyor; Ferhat Tunç "Dersim'in küçük ozanı" oluyordu.

Liseyi bitirdikten sonra, 1979 yılında zorunlu olarak doğduğu kenti terk edip Almanya'ya ailesinin yanına yerleşti Ferhat Tunç. Bu soğuk ve yabancı yerde, hiç alışamadığı bu gurbet elde yani, her şeye rağmen müziğe yoğunlaşıp başarılı çalışmalara imza atmak istiyordu.

Bu çerçevede 1982 yılında Frankfurt'ta Amerikalı müzisyen Darnel Sumers'la tanıştı ve Sumers yaptığı "reggae" müziğinden yola çıkarak, müzik bilgisi, değişik kültürel motiflerin müziğe aktarılması ve müzikte çok seslilik ve çok renklilik konusunda Ferhat Tunç'a katkı sundu. Tunç, dostu Sumers'tan biriktirdiği bu "yeni"yi Sumers'la birlikte, üç Alman ve bir Yunanlı müzisyenle yaptığı deneysel çalışmalarla pekiştirip zenginleştirdi ve bu bileşimle Avrupa'da birçok konser verdi.

Ardından Mainz Üniversitesi'ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir eğitim alan ve bu arada "Kızılırmak" adlı ilk albümünü çıkaran Ferhat Tunç, sonraki yıllarda Tunceli ve Almanya sürecini şöyle tanımlayacaktı: "O yıllarda yaptığım müzik, içerik kaygısına düşmeden, ama devrimci ruha sahip amatörce bir süreçti".

Ferhat Tunç, elde ettiği müzik birikimini, 1984'te Türkiye'den Almanya'ya giden müzisyen Orhan Temur'la başladığı çalışmaya aktardı ve ortaya "Bu Yürek Bu Sevda Var İken" albümü çıktı. Uzak bir ülkede, Almanya'da olmasına rağmen ülkesinde yaşananlara kayıtsız kalmayan Ferhat Tunç'un bu albümü, "12 Eylül'e itiraz"ın izlerini taşıyordu.

Tunç, 1985'te, 12 Eylül'ün rüzgarlarının henüz sert estiği bir dönemde Türkiye'ye döndü ve yeni bir başlangıç yaparak aynı yıl Türkiye'deki ilk albümünü çıkardı. Albümün adı "Vurgunum Hasretine"ydi. Albüm kısa sürede büyük yankı yarattı ve Ferhat Tunç artık Türkiye'de, toplumsal muhalefetin içindeydi. Tunç, o dönemi şöyle özetliyor: "Toplumsal hareketin bastırıldığı, hak ve özgürlüklerin geri alındığı bir dönemde halkımın yanında yerimi aldım".

Tabi, 12 Eylül gibi bir vakıanın yaşandığı Türkiye'de bunun bir bedeli vardı. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalafetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel -elbette!- gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları olacaktı. Ama bunun da bir karşılığı vardı. Bu konuda şöyle diyor Ferhat Tunç: "Saldırılar arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine ve güzelleştiğine şahit oluyordum".

Ve Ferhat Tunç'un 1985 yılında Türkiye'de zorlu başlayan ve sürekli baskı, yasak ve saldırılarla geçen müzik yaşamı boyunca çıkardığı albümler; Türkiye'deki toplumsal gerçekliğin aynası niteliğindedir:

"Kızılırmak" Almanya-1982
"Bu Yürek Bu Sevda Var İken" Almanya-1984
"Vurgunum Hasretine"-1986
"Ay Işığı Yana Yana"-1987
"Yaşam Direnmektir"-1988
"İstanbul Konserleri-1"-1988
"Vuruldu"-1989
"Gül Vatan"-1990
"Ateş Gibi"-1991
"İstanbul Konserleri-2"-1992
"Firari Sevdam"-1993
"Özlemin Dağ Rüzgarı"-1994
"Kanı Susturun"-1995
"Kayıp"-1997
"Kavgamın Çiçeği"-1999
"Her Mevsim Bahardır"-2000
"Şarkılarım Tanıktır"-2002
"Nerdesin Ey Kardeşlik"-2003

Tüm çalışmalarında görüleceği üzere sanatı ile içinde yaşadığı toplumun sorunlarını buluşturan Ferhat Tunç, müzik yaşamının bugün geldiği 21'inci yılında daha güçlü çalışmalara imza atıyor.

Doğup büyüdüğü toprakların asi ruhuyla yıkanmış olmanın kendisine kazandırdığı duruşla var olmayı yeğleyen Tunç, sanatından ve toplumsal yaşamından taviz vermeden yürümeyi sürdürüyor.

Ve her şeyin toplamı olarak, felsefesini şöyle özetliyor: "Aynı tanrının çocularıysak, aynı göğün altında ve aynı toprağın üstünde yaşıyor ve aynı havayı soluyorsak; niye aynı 'insanlığı' yaşamıyoruz?"